Ana Sayfa Künye Sitene Ekle
Kullanıcı Adı : Şifre : Şifremi Unuttum Yeni Üyelik
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri Tüm Yazarlar
Davut Çakıroğlu Kördüğüm siyaseti
Ülkedeki siyasi belirsizlik Eleştirilerin objektif ve yapıcı olmaması, Politikanın kirliliği istifa getirdi
Siyasetin kadro ve kalite sorunu...
 
Bugün birçok kavram, kurum, kişi ve düşünce özelliğini kaybetti. Belki de dejenerasyona uğradı.
Yaşanan veya yansımasına şahit olduğumuz çoğu kaotik durumun temelinde; kurumlar, kavramlar ve kişiler arasında ortaya çıkan örtüşmemezlik, uyumsuzluk var.
Elindeki yetkiyi etki gücü zanneden, oturduğu koltuktan değer alan, görev alanıyla haddinin sınırını bir tutan çoğu atanmış, sözümona seçilmiş veya hesbelkader kendine yer bulmuş kişiler her alanda olduğu gibi siyasette de var ve ciddi bir kalite, karakter, kimlik sorunu oluşmasına sebep oluyorlar.
Bizim gibi "yalnız kalmayı yanlış olmaya" tercih edemeyen çoğu isim elini cebine koyup gezemezler. Her an alkışlamak için emre amade, hazır kıta beklemektedirler.
Oysa siyaset bir meşguliyet değil. Boş zaman, bol imkan, koltuk hiç değil.
Peki siyaset ne?
Siyasal düşünce alanında felsefeden bilime doğru yönelişin Aristo (M.Ö. 384-322) ile başladığını söyleyebiliriz. Eflatun başta olmak üzere, Aristo’ya gelinceye değin tüm siyasal düşünürler, “nasıl”ın değil “nasıl olması gerektiği”nin üzerinde durmuşlardı.
Yani bir tespitten öte bir tavsiye, suyun akışına kürek çekmek değil, akışın tersine kulaç atmaktır siyaset.
Bu, size ait olduğunuz yerin kimlik katmaması, ait olduğunuz yere bir değer katmanıza kadar gider.
Aristo’nun kamuoyunun önemini vurgulayabilmesi, çoğunluğun yönetime katılmasının erdemlerini sıralayabilmesi ve özellikle de, güçlü bir orta sınıfın sağlıklı bir rejimin var olabilmesi açısından taşıdığı önemi ortaya koyabilmesi ve tüm bunları günümüzden iki bin yılı aşkın bir süre önce söyleyebilmesi, kuşkusuz ki bu bilimselliğe yaklaşan çalışmaların ürünüdür. Çağdaş çoğulcu rejimlerin kuramsal temellerini araştıranlar, bu nedenlerden dolayı Aristo’ya kadar gitmek zorundadırlar.
Bakın taa iki bin yıl önce yönetimde çoğulculuk, erdem üzerine şekillenmesinin doğruluğuna yapılan vurgu var.
Şimdi geri mi gittik? iki bin yıl sonrası için rol model olacak fikir, yöntem, yönetim ortaya koyabiliyor muyuz? bir düşünelim.
Aristo’dan uzun yüzyıllar sonra, siyaset biliminin ikinci öncüsü görünümüyle ortaya çıkan kişi, Tunuslu bir İslam düşünürü oldu. Bazı batılı kaynakların “sosyolojinin kurucusu” saydıkları İbni Haldun (1332-1406) şöyle diyordu: “Evrenin ve toplumların durumları, ilişkileri, gidişleri bir tek süre içinde ve değişmeyen bir çizgide kalmaz”.
Yani biz elli yıldır, yüz yıldır, on yıldır siyasette varız diyerek doğmatik duruşlarını doğru duruş olarak bize satan, yenilikten uzak, yeni fikre bile tahammülü olmayan yetersizlerin kendini yeterli gördükleri bir düzlemde yaşadığımız zorlukları akıllandıramıyoruz ancak anlamlandırabiliyoruz.
Böyle gelmiş böyle gitmez diyorsak bu bir öngörü değil realitenin yansıtılmasıdır.
Siyaset biliminin doğuşuna giden yolda genellikle üzerinde durulan üçüncü isim bir İtalyan düşünürü olan Makyavel’dir (1469-1527) Amaca ulaşan her aracın “meşru” olduğu anlamına gelen düşünceleri nedeniyle bazen yanlış yorumlanan Makyavel’e ve “makyavelizm” olarak olumsuz bir biçimde değerlendirilen düşünce sistemine aslında farklı bir açıdan yaklaşmak gerekir.
Onun için kesin olan tek bir şey vardır: Siyasette başarı kazanmak isteyen yalandan, ihanetten ve entrikadan kaçmamalıdır.
Belki bugünü en iyi yansıtan akım bu olsa gerek.
Siyasetin tarihi akışında bir akım olan bu düşünce esasen olanın, o gün olan tercümesiydi. Bir tavsiyeden öte bir düşünceydi.
Bundan altıyüzyıl önce değişen birşey yok.
Bugün de olsa belki aynı öğretiyi ortaya koyar, ve "ne güzel adam realiteyi okumuş" deriz.
Entrikadan bulduğumuz zamanı, verimli kullanarak millet adına verimli olmaya çalışıyoruz.
Bazen kendime neden diye soruyorum.
Her ne kadar milletimizin takdirini çoğunlukla kazanıyor olsakta birlikte siyaset yaptığımız siyasetçilerin bizi sahiplenmemesi, partimizin Genel Başkanı Sayınn Meral Akşener'in bize tavsiye ettiği şekilde parti rozetini çıkartarak siyaset yapıyoruz ancak partinin bizi sahiplenmemesi...
Oturup bizi siyasetin doğduğu Yunan kolonilerine ve polislerine kadar inceleme yapmaya götürdü.
Marx'ın vurguladığı gibi iktidarlar bürokrasiye mecburdur misali siyasi partilerde de kendini daimi bürokrat zanneden, eski Yunan kolonilerinde ortaya çıkan polisler gibi parti içinde kendi polis yapılarını oluşturan kimseler bizi de zennedersem eski Yunan polislerinde ya da kolonilerinde olan vatandaşlarla karıştırıyorlar. Ya öyle olmamızı ya da "devesini gütmediğimiz diyardan gitmemizi" istiyorlar.
Biz varken nerede olduğu,nerede durduğu belli olmayan ve zamanla misafir konumunda konuğumuz olan kimseler bugün "arsız misafirleşti".
Fransız düşünürü Montesquieu (1689-1755) “Yasaların Ruhu” adlı yapıtında, bir toplumda geçerli kuralların, o toplumun içinde bulunduğu coğrafi ve toplumsal koşullarla olan bağlantısını araştırdı. Bunu yaparken de, “olması gerekeni değil, olanı” incelediğini açıkça vurguladı. Toplumsal doğal çevre ile hukuk ve siyaset arasındaki neden-sonuç ilişkisini ortaya koymaya çalıştı. “Güçler Ayrımı” ilkesi ile de çağdaş siyasal rejimleri önemli ölçüde etkiledi. Toplumsal olgular arasında belirgin bağlantıların bulunduğuna inanan Montesquieu şöyle demişti: “Yasalar, eşyanın doğasından kaynaklanan zorunlu ilişkilerdir. Ben ilkelerimi ön yargılarımdan değil, eşyanın doğasından çıkardım."Montesquie’ye göre; nasıl ki fiziki çevrenin “yasa” ları varsa, toplumsal olayların da kendine özgü yasaları vardı.
Gelişe gelişe,değişe dönüşe modern çağa ve bilimsel bir ruha büründü yani siyaset.
Bizde siyaseti toplumun ruhuna uygun, toplumsallık addeden şekilde yapmaya gayret ediyoruz.
Önyargılardan veya egolardan beslenen bir yapıyı reddediyoruz ilkeselliğimiz eşyanın doğasından kaynaklanıyor.
Toplum için ve toplumdan güç alarak siyaset yapıyoruz.
Ahmet,Mehmet,Hasan,Hüseyin kimdir; ne derler, ne dediler veya ne dersem iyi-kötü adam rolü bize verilir diye kaygılarımız yok.
Amaca giden her yolu mubah belirleyenlerle aynı arenada ilkeselliğini eşyanın doğasından alan bir Davut Çakıroğlu olarak var olmanın hazzını yaşıyorum.
Ondokuzuncu yüzyılla beraber, artık, genel olarak toplumsal ve özel olarak da siyasal düşüncenin “bilim”leşmeye başladığını görüyoruz. Teknolojik atılımlar ve sanayileşme süreci, Batılı toplumların yapısında hızlı değişmeler yarattı. Kentler hızla kalabalıklaştı, sanayi emekçilerinden oluşan yeni bir sınıf siyaset sahnesine girmeye başladı. Nasıl ki bütün bilim dalları sorunlara çözüm ararken gelişmişlerse, siyaset bilimi de bu hızlı yapı değişikliklerinin getirdiği, sayıca ve önemce büyük sorunlara çözüm aranırken, bir kargaşa gibi görünen toplumsal olayların nedenleri ve aralarındaki bağlantılar araştırılırken doğdu.
Doğduğu gibi de öldü sanki.
Bizde de bir ara meşhur olan orta sınıf hüviyetini kaybetti. Yeni ve liyakatten uzak sadakat esaslı bir kimlik ortaya çıktı. En değerli kişi karar vericiye en sadık kişi olarak görüldü.
Ne yaptığınız, ne dediğiniz anlamsızlaştı.
Yirminci yüzyıl siyasetin onca öğreti ile ulaştığı bilimselliği arar olduğumuz bir dönem olarak ortaya çıktı.
Oysa aktörlerini doğru belirleyemeyen kurum maalesef aktristler yarattı,onları değerli kıldı.
Toplumun ve ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde şekillenemeyen siyaset, seçmenin seçimlerini sorgulayarak yol alıyor.
Oysa vakit aynaya bakma vakti ve siyasetin kalite sorunuyla yüzleşme vakti.
Biz oluruz, olmayız diye eskilerin güzel bir deyişi var.
Bu süreçte biz oluruz olmayız ancak olması gerekeni, kendi paradigmamızdan anlatmaya, siyasete katkı sunmaya,siyasetin şahsi bir ihtirastan öte topluma hizmet için bir araç olduğunu anlatmaya, yani suyun akışina ters yönde kulaç vurmaya olduğumuz her mecrada devam edeceğiz.
Kimin için siyaset yaptığımızı biliyoruz ve dediğim gibi kimin zoruna neyin gittiğine bakmadan, toplumunu faydasına neyin olduğu ortaya koyarak, millet memleket diyerek,
yalnız olmayı yanlış olmaya tercih ederek...
Yolumda yürüyeceğim
Etiketler :
davut çakıroğlu, iyi parti trabzon -
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 YORUM YAPMAK İSTERMİSİNİZ
08-08-2020 04:10
aaaaaaaaaaa
Oy Kullan Sonuçlar
Foto Galeri [ Tümü ]
Video Galeri [ Tümü ]
Kim Kimdir
ISTANBUL
 
Destek: Abdullah Gözaydın
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Site Haritası
 
Tüm hakları saklıdır 2012 ®