Ana Sayfa Künye Sitene Ekle
Kullanıcı Adı : Şifre : Şifremi Unuttum Yeni Üyelik
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri Tüm Yazarlar
Trabzon Belediyesinin Büyük vefasızlığı
Trabzon'un en önemli şahsiyetlerinden olan Şehid Ali Şükrü bey'e ve sahibi olduğu Tan gazetesi şehir Müzesinde yer verilmedi
Trabzon'un manevi şahsiyetleri sayılamayacak kadar çoktur.
Trabzon'lular hem Pontus döneminde, Hemde Osmanlı döneminde devlet içinde etkin görevlerde bulunmuşlardır.
Vatanseverlik, Dindarlık Devlet ve Millet adına fedakarlık Trabzonlunun değişmez karakteri olmuştur.
 
Şimdi Devletimizin Trabzonluya reva gördüğü vefasızlıktan bir örnek sunmak istiyoruz.
 
Osmanlı Coğrafyası %90 işgal altında olduğu, Ordusu dağıtılmış, Silahları toplanmış bir Anadoluda ilk milli mücadeleyi Trabzonlular Of'tan başlatmışlardır.
Bu milli mücadelenin en önemli isimlerinden biri Ali Şükrü beydir.
 
Milli Mücadele sonrası 1. TBMM'indeTrabzon mebusu olarak görev alan Ali Şükrü bey, Türkiye'nin yeni yol haritasının hazırlanmasında çok önemli misyon üstlenmiştir.
1. mecliste laik, batıcı liberal bir sistem savunanlara karşı, başını Ali Şükrü bey'in çektiği 2. gurup Hilafetin korunmasını, İçki, Kumar, genelev, faiz gibi batılılara ait uygulamaların yeni Türkiyede yasak olmasını savunuyorlardı.
 
 
Bu konuda büyük bir mücadele veren Ali Şükrü bey Oldukça yoğun tehdit alıyordu.
İçki yasağının görüşüldüğü bir gün sonrasında faili meçhul bir şekilde şehit edildi, Daha sonra bu cinayeti Topal Osman'ın işlediği ortaya çıktı.
Ali Şükrü bey'in yakın arkadaşı olan Topal Osmanın bu cinayeti nasıl kabul ettiği herkesi şaşıttı.
Biz bu konulara girmeyeceğiz, Bu konuda tarihi pekçok belge bulunuyor bunlardan bazılarını paylaşacağız.
 
 
Burada konu etmek istediğimiz TBŞ belediyemiz Restorasyonunda oldukça çok şaibe olan kent müzesinde Trabzon'un Ortaçağdan günümüze tarihini işlerken Trabzonun en önemli kişilerinden olan Ali Şükrü bey'e ve Milli Mücadele yıllarımızın önemli metbuatı Tan gazetesine yer verilmeyişi bizleri oldukça üzdü.
 
Karanlık ellerin tetikçiliğini yaparak TBMM ve Trabzon'un medarı iftiharı bir şahsiyeti katleden Topal Osman'a Giresun'un nasıl sahip çıktığını gördükçe Trabzon'luluğumdan utanır oldum. 94 yıl önce şehid edilen Ali Şükrü bey hakkında geçmişte bir sansür uygulanmış olabilir, 15 yıldır ülkemizi yöneten Maneviyatçı bir iktidar var, bu iktidar döneminde pekçok batıl ve batılı tabu yıkıldı, Cumhuriyet tarihimizdeki karanlık sayfalarla yüzleşme zamanımız gelmedi mi?
 
Şehidimiz Ali Şükrü bey'in şahsiyeti ve Baş yazarı olduğu Tan gazetesinin misyonunu yeni nesillere öğretmek her türk vatandaşının asli görevidir.
Bu görev Trabzonlular için mutlak bir görevdir
 
Trabzon şehir müzesindeki Stand'a acilen Tan gazetesininde konulmasını, siyasi şahsiyetler bölümüne Ali Şükrü bey'i tanıtacak bilgi panolarının acilen asılmasını talep ediyoruz.
 
Konu hakkında müze müdüresine sorduk; neden Ali Şükrü bey ve Tan gazetesine yer vermediniz dediğimizde, Elimizdeki materyallere göre yaptık, diyerek İnternet sayfalarında dahi binlerce materyale ulaşıldığı halde devlet eliyle Ali Şükrü bey ve Tan gazetesi hakkında bilgiye ulaşamadık demesi elbetteki çok manidardı.
 
Olayı TBB Kültür işleri daire başkanına haber verelim istedik, Hammamızade kültür merkezinden bizi TBŞ başkanlığına yönlendirdiler, TBŞ başkanlığı Hammamızade'ye yönlendirmesi ile Sayın başkan Ahmet Yoloğlu'nun peşini bıraktık. kendisi isterse bize bilgi verebilir, Bu bilgiyi haberimizin içeriğine koyarız.
 
İyiler Kötülerden daha fazla cesur olmadıkça, hayatımızdaki olumsuzluklar bitmeyecektir.
İyi insan demek çevresindeki sorumsuzluklardan görev çıkarandır..
 
ALİ ŞÜKRÜ BEY VE TAN GAZETESİ HAKKINDA BİR KİTAP
 
Ali Şükrü Bey'in Tan Gazetesi
Ahmet Demirel’in Birinci Meclis’te Muhalefet: İkinci Grup adlı çalışmasına bir katkı niteliğindeki kitap, bir gazetenin kısa ömrünü anlatıyor. 
Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, İkinci Grup’un fikirlerini yaymak amacıyla Tan gazetesini yayımlamaya başlar ancak Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi nedeniyle, gazete topu topu 68 sayı yayımlanabilir. Kitapta, o 68 sayıdan seçmeler ve İkinci Grup’la, Tan’la ilgili değerlendirmeler yer alıyor. 
 
----“Savaşta kazanılan masada kaybediliyor;
Kurtuluş Savaşında şehit olan askerlerimizin kanlarını Lozan’da sattınız. Siz hainsiniz. (Mustafa Kemal ve İsmet İnönüye)
 
Trabzon Mebusu Şehit Ali Şükrü Bey.
 Ali Şükrü Bey Bahriye Mektebi’nde okumuş, deniz hukuku eğitimi görmüş, deniz kurmay binbaşısı iken Yeni kurulan (birinci) Büyük Millet Meclisi’nde Trabzon Milletvekili sıfatıyla vazife alır. 
Bir süre sonra Mustafa Kemal’e muhalefet edenlerden oluşan İkinci Grubun önde gelenlerinden olur. Hitabet yeteneği yüksek, kürsüde sözünü sakınmadan konuşan biridir. ifadesi düzgün, iyi konuşan, sözünü dinleten, birisidir. 
Mustafa Kemal’in Hakimiyet-i Milliyegazetesine karşılık Tan gazetesini çıkarır, bir de Hilafet’i savunan broşür bastırır. 
 
Aynı dönemde başlayan Lozan Barış Görüşmeleri’nde Türk heyetinin başındaki İsmet İnönü’nün hariciyeci olmamasını sert şekilde eleştirdiği gibi,“Savaşta kazanılan masada kaybediliyor” diyordu. 
 
Meclis çalışmalarını engelleyerek Mustafa Kemal’in tepesini iyice attırır. Hatta 6 Mart 1923 tarihli oturumda Mustafa Kemal’le birbirlerinin üzerine yürürler. Mustafa Kemal Paşa öfkesinden silahına sarılmış, Ali Şükrü de silahını çekmişti.
Mecliste yaşanan bu olaydan sonra Ali Şükrü bey evinden meclise giderken ortadan kayboldu. Çankaya’daki karargâhının yakınlarında toprağa gömülü olarak bulundu.
 
Mustafa Kemal’in bir oldu bittiyle bu ilk Meclis’i feshederek seçimlere gitmeye karar verdiği günlerde Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur.
Son olarak 26/27 mart akşamı, Karaoğlan Çarşısı’ndaki Kuyulu Kahve’de dostlarıyla sohbet edip ve nargile içtikten sonra Mustafa Kemal’in muhafızlığını yapan Topal Osman’ın adamlarından Mustafa Kaptan’la kol kola yürürken görülmüştür. 
 
Kayboluşunun üçüncü günü kardeşi Şevket Bey, Başbakan Rauf (Orbay) Bey’e başvurur. İkinci Grup üyeleri tarafından Meclis gündemine taşınan konu, vekillerce ateşli biçimde tartışılır, “kaybolan tavuk değildir, bir milletvekilidir! Meclis derhal harekete geçmelidir” çağrısı üzerine Ankara Valisi Abdülkadir Bey’in emriyle tüm polis ve jandarma teşkilatı seferber edilir.
 
Kaynak; 
1;Ali Şükrü Bey’in Tan Gazetesi,Tan Gazetesi,  
2;Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu 
3;Topal Osman Olayı, Etik Yayınları
 
Dr,Rıza Nur; Hayat ve Hatıralar kitabında olayın arkaplanını şöyle anlatır:
“[Osman Ağa] Beni severdi, bana itimadı vardı. Ben de onu severdim. Meclis’in önünden geçerken dedi ki: ‘Yahu Mecliste birçok vatan haini mebus varmış, bunlar memleketi satıyorlarmış. Niye bana söylemiyorsun. Meclisi basıp hepsini keseceğim. Başka çare yok, bu kadar emek, bu kadar kan. Memleketi kurtardık, şimdi bunlar çıktı.’… Dedim ki bu hainleri sana kim haber verdi? Dedi ki ‘Orasını sorma!’ Hayır, illa söyle dedim ve zorladım. Dedi ki ‘Gazi söyledi!’ İş anlaşıldı. Mustafa Kemal İkinci Gruptan bîzâr (zarar görmüş), çaresi de kalmamış. Topal Osman’a bunları katlettirecek…
 
”Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, 3. Cilt,Rıza Nur’a göre, Topal Osman’ın öldürülmesi emrini bizzat Mustafa Kemal vermiştir. Topal Osman cinayetten sonra Mustafa Kemal tarafından teselli edilmiş, Mustafa Kemal’in evinde saklanmıştır. Yine Rıza Nur’a göre etrafları sarılan Topal Osman ve sekiz adamı mukavemet etmeden Muhafız Alayı Kumandanı İsmail Hakkı Bey’e teslim olmuşlar, İsmail Hakkı Bey bu dokuz kişiyi tabanca ile öldürmüştür.
 
Ali Fuat Cebesoy Siyasi Hatıralar adlı eserinde Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın “tepelenmesi” sırasında sessiz kalışını biraz imalı biçimde anlatır. O dönemde TBMM zabıt kâtibi olan Mahir İz Yılların İzi adlı anı kitabında Galiba ‘bir taşla iki kuş vurulsun’ diye Ali Şükrü Bey’in vücudunun ortadan kaldırılması Topal Osman’a havale edildi” der. Mustafa Kemal’e ömrü boyunca sadık kalmış olan Falih Rıfkı Çankaya kitabında, “Topal Osman da en sonunda nizamlı ordunun kıta kumanlarından İsmail Hakkı Tekçe tarafından ve Mustafa Kemal’in emriyle Çankaya sırtlarında vurulmuştur” der.İstiklal Madalyası sahibi;Muhafız Alay Komutanı Topal Osman Komployu Deşifre Etti ? Sonra nemi oldu dersiniz?
 
 
Atatürk Çarşaf Giyip Kaçtı?
Muhafız Alay Komutanı Topal Osman; “Güvenlik güçlerine teslim olmayan Topal Osman; , Ankara’da Ayrancı Bağları’ndaki evinde girdiği çatışmada çarpışarak hayatını kaybetmiştir.Ölümünün hemen ardından, başı kesik vücudu Meclis’in önünde asılarak teşhir edildi. Bu Meclis’in oy birliğiyle kabul ettiği bir önergeydi. Ali Şükrü Bey cinayeti, Birinci Meclis’in de sonu oldu. Topal Osman’ın catışmadan önceki… O atlanan ‘kareyi’, İpek Çalışlar, Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe İlmen’e atfen şöyle anlatıyor: Muhafız Alay Komutanı Topal Osman; Çankaya’yı kuşattı. Mustafa Kemal Paşa, kılık değiştirerek çarşafı giydi, baldızı Vecihe ve hizmetkâr kadınlarla Birlikte dışarı çıktı.(kaçtı-sansür)
 
 
Sabaha Gazetesi -Mehmet Altan
Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı 1920′de son toplantısını yapmış, üyelerinin bazıları İstanbul’daki İtilaf Devletleri tarafından tutuklanmış, önemli bir kısmı ise Ankara’ya gelmiş I.Meclis’i oluşturmuştur. Yani savaşı bu meclis yapmıştır. Bu meclis her kesimden insanın temsil edildiği yerdi. Meclis de M.Kemal’e muhalif, başları Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in olduğu II.Grup vardı. Grubun lideri Ali Şükrü Bey, M.Kemal’in korumalarından olan Topal Osman tarafından katledildi. Sonrasında Topal Osman’ın başına gelenler ise tam bir trajedi. Topal Osman gözden çıkarıldığını anlayınca M.Kemal’e baskın yapar. 
 
Topal Osman baskın sırasında kadınların evden çıkmasını ister. M.Kemal’de bu fırsatla çarşafa bürünerek kadın kılığında kaçmıştır evden.Sonrasında Topal Osman etkisiz hale getirilip kafası kesildi ve meclis kapısına ayaklarından asıldı. 
 
 
Kaynak; 
1. Kemal Tahir, “Yol Ayrımı” 
2. Mustafa Armağan, Kızıl Pençe, s:110 vd.
3. İpek Çalışlar, Latife Hanım
4. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım. c.3, s. 623Bu olaylar sonucu I.Meclis kapatıldı. II.Meclis’deki milletvekilleri ise M.Kemal tarafından seçildi.Topal Osman’ın suikast teşebbüsünü haber alan Mustafa kemal paşa latife hanım’ın çarşafını giyerek çankaya köşkünden kaçtı.Kaynak; İpek Çalışlar. Latife Hanım.(2006)
Atatürk, Topal Osman’ın köşkü bastığı gece, kadın kılığında kaçtı. Kaynak; Vatan Gazetesi-2006
 
KONU HAKKINDA ÖNEMLİ BİR MAKALE
 
ALİ ŞÜKRÜ BEY’İ HATIRLAMAK ve ŞAHSİYETİYLE YÜZLEŞMEK…- Şehadetinin 90. yılında Trabzon ve TBMM hâlâ suskun...-
 
Yahya Düzenli
duzenliyahya@gmail.com
 
Büyük mezarlar büyük mesajlar taşırlar. 90 yıl önce Trabzon’un Boztepe’sinde hazırlanan mezar da içinde yatan şehid Ali Şükrü Bey’in “büyük mesaj”ını esrarlı bir şekilde muhafaza ediyor.
 
 
Bu mesaj, 27 Mart 1923 tarihini taşıyor.
 
Bu tarih, yakın siyasî tarihimiz için önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü siyasî tarihimizin en meş’um, en büyük cinayetlerinden birisi bu tarihte işlenmişti, işlettirilmişti.
 
Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey’in katledilişinden, daha doğrusu şehadetinden bahsediyoruz. Şehid edilişinin 90. yılında, temsil ettiği Trabzon onu unutmuş, mensubu bulunduğu TBMM de onu bugüne kadar görmezden gelmiştir. Hatta kendisi gibi milletvekili olan en yakın arkadaşları Mehmed Akif ve Hasan Basri Çantay bile vahşice katledilişi karşısında ancak suskunluğa bürünebilmişlerdir.  
 
Doğduğu ve temsil ettiği şehrin (Trabzon) ismiyle bütünleşmesi gereken Ali Şükrü Bey, maalesef bugün, şehrinin hatırlamadığı bir “azîm şahsiyet” olarak tarihin sayfalarında yaşıyor. O, şehrini üzerinde taşımasına rağmen, ne yazık ki şehri onu taşıyamadı, taşıyamıyor.
 
Çok kısa süren son Osmanlı Mebusanı’na Trabzon Milletvekili olarak katılan Ali Şükrü Bey, bu meclisin feshedilip kapatılmasına şiddetle karşı çıkar. Yaptığı konuşmada “Burada tek şahıs kalmayıncaya kadar ölmeyi göze almalıyız. Bir tek arkadaşımızı fedâ edemeyiz” der. Bazı milletvekillerinin “İngiliz donanması karşımızda duruyor”, “Memleket alt üst olur” şeklindeki itirazlarına karşı meclis kürsüsünden haykırır: “Korkuyordunuz da buraya niye geldiniz?”
 
Hayatını “inandığı” davaya “adamış”, bedelini de “şehadet”le ödemiş olan Ali Şükrü Bey, bu meclisin feshedilmesi üzerine 1. TBMM’ye Trabzon Milletvekili olarak katılmıştır.
 
 
Deniz kurmay yüzbaşısı iken askerlikten ayrılan Ali Şükrü Bey, donanma cemiyetinin kurucuları arasında yer almış ve bu cemiyetin ikinci başkanı olarak Donanmanın güçlenmesinde ve Çanakkale deniz zaferinde önemli pay sahibidir.  Daha sonra kurduğu matbaa ve yayınevi ile kültürümüze önemli eserler kazandırmış; Donanma mecmuası, İdman mecmuası, Gündoğuşu mecmualarını çıkarmış, matbaa kurup “Tan” Gazetesini yayınlamış ve başyazarlığını yapmıştır.
 
 
Ali Şükrü Bey, I. TBMM’de Mustafa Kemal’in başını çektiği “Birinci Grup”a karşı sert çıkışlarıyla tarihe geçen ve içlerinde Burdur Mv. Mehmed Akif, Erzurum Mv. Hüseyin Avni Bey, Mersin Mv. Selahattin Bey ve Lazistan Mv. Ziya Hurşit’in de bulunduğu “İkinci Grup” muhalefetinin de liderlerindendi. Özellikle Lozan’daki tavizler, Musul, Adalar ve Halifeliğin kaldırılması konusunda Mustafa Kemal ve Halk Fırkasına şiddetli muhalefetini sürdürmüştür.
 
Meclisteki Lozan müzakereleri sırasında birçok kez söz alan Ali Şükrü Bey’in basiret ve ferasetine dair “Musul” ve “Adalar”la ilgili konuşmalarından şu birkaç paragraf çok manidardır: “Musul’u bir sene sonraya bırakmak, bir Mısır yapmak demektir. Binaenaleyh gaip etmek demektir. Bu da bir Girit gibi gidecektir. Binaenaleyh Musul’u bırakmak caiz değildir.”
 
Adalar için uzun izahlarda bulunduktan sonra da “Efendiler, o adalar ki bizim bahçe duvarlarımız, harimimiz duvarlarıdır ve o adalar elimizde bulunmadıkça Anadolu’nun selameti hiçbir vakit müemmen (emin) değildir… Efendiler, bu adalar Yunanlıların elinde bulundukça Anadolu’yu bahren müdafaa ve muhafaza edemezsiniz.” demiştir.
 
Mecliste Hilafetin kaldırılmasına yönelik gizli müzakereler sırasında da teklif sahiplerinin her birinin konuşmasının arkasından söz alan Ali Şükrü Bey bu teklife şiddetle karşı çıkar. 
 
Mahir İz hatıralarında bu müzakereleri şöyle anlatıyor:
 
“Hilâfetin lağvı lüzûmuna dâir olan teklifin müzâkeresine gizli celsede başlanmıştı. Çok hararetli müzakereler oldu, gece yarısına kadar devam etti. Teklif eden tarafın sözcüsü Bahriye Vekili İstiklâl Mahkemesi Reisi İhsan Bey’di. Buna muhalif olan karşı tarafın da kendiliğinden meydana çıkan sözcüsü Trabzon Meb’usu Ali Şükrü Bey’di. Muhâlifler, söz sıraları gelince kürsüye çıkıp fikirlerini söylediler, mes’elenin müdafaasını yaptılar. Ancak Ali Şükrü Bey kürsüye belki on beş kere çıktı.
 
Artık vakit çok geç olmuş, herkes de yorulmuştu. Fakat Ali Şükrü Bey ayakta hatibi dinliyordu. O sırada yine kürsüye yaklaşarak konuşan hatibe cevap vermek üzere söz istedi ve kürsüye yaklaşmaya başladı. O anda, Mersin meb’usu Selâhaddin Bey’in her zaman oturduğu kürsüye yakın ilk sırada ortada Rauf Bey oturuyordu. Önüne doğru gelen Ali Şükrü Bey’i belinden tutarak: “Şükrü! Yeter, yeter! Şükrü, artık söz alma!” deyince, Ali Şükrü Bey birdenbire Rauf Bey’e dönerek: “Rauf! Ben bu işin fedâisiyim, anladın mı?” dedi ve kürsüye çıktı…”
 
Mahir İz devam ediyor: “Ali Şükrü Bey’in iddiası şuydu. Bütün dünyadaki İslâm âlemi tekmîl rûhuyla, vicdâniyle Makam-ı Hilâfet’e bağlıydı. Bu kuvveti ihmal etmek adeta bir hiyanet-i vataniye idi. Hâfi celsede Ali Şükrü Bey’in Rauf Bey’e dönerek: “Ben bu işin fedaisiyim, anladın mı?” demesi, bu büyük kuvvetin alemşumûl tesirine inandığı içindi. İngilizlerin yıpratmak istedikleri bu kuvvet idi. Bu parçalanınca, kavmiyet üzerine kurulan milliyet mefhumu, dinleri müşterek milletler üzerinde yavaş yavaş tesirini gösterecek ve istenen parçalanma hâsıl olacaktı.”
 
Ali Şükrü Bey’in trajik akıbetine dair Mahir İz’in TBMM Zabıt Müdürü Zeki Bey’e söylediği şu söz her şeyi ifade ediyor:
 
“O sırada ben, zabıt müdîri Zeki Bey’e: “Ali Şükrü Bey bu gece idâm fetvâsını eliyle imzâ etti” dedim. Nitekim o sözüm de çıktı.”
 
TBMM’deki gergin oturumlardaki tartışmalarla ilgili Ali Fuat Cebesoy da hatıralarında şunları anlatıyor:
 
“Gazi Paşa konuşurken, Meclis’e sinirli bir hava hâkimdi. Mustafa Kemal Paşa kürsüyü terk etmiyor, sualleri cevaplandırıyordu. Mebuslardan bir kısmı bulundukları yerlerden ayağa kalkıyor ve konuşuyorlardı. Bir kısmı da kürsünün etrafında gelmişler, Gazi'ye cevap yetiştiriyorlar, sualler soruyorlar, tenkitler yapıyorlardı. Bunlar arasında Ali Şükrü Bey de vardı. Paşa sözlerini tamamladıktan sonra Ali Şükrü Bey'in:
 
"Ben de söyleyeceğim" demesi üzerine Gazi Paşa hiddetli bir tavırla:
 
"Bir haftadır söylüyorsunuz, memleketi zarardîde ediyorsunuz." demiş ve elleri cebinde olduğu halde asabi bir halde kürsüden inmiş ve "Memleketi zarardide ediyorsunuz, maksadınız nedir?" diye bağırarak Ali Şükrü Bey'in üzerinde yürümüştü. Bu sırada Birinci ve İkinci Grup azalarından bazıları Meclis salonunun ortasında birbirlerine bağırmakta olan mebusların etrafını almışlardı. Gürültüler, şiddetli ve asabi hareketler oluyordu. Ali Şükrü Bey, "Kimseyi ithama hakkınız yoktur" diye bağırıyor, Sivas Mebusu Hakkı Hami Bey, "Meclis’te emniyet yok mudur?" feryadını basıyordu.
 
"Meclis her vakit emniyetini muhafaza eder, şimdi de vardır. Susunuz, herkes yerine otursun" ihtarıyla müdahalede bulundum. Ali Şükrü Bey'in sesi yükseliyordu:
 
"Emniyet-i şahsiye mefkut [yok] mudur?"
 
….
 
Belirttiğimiz üzere Ali Şükrü Bey’in Meclis’teki “muhalif duruşu”nda iki önemli konu Lozan ve Hilafet idi.  İlginçtir ki, 1923 yılının Şubat ve Mart aylarında TBMM’de başta Ali Şükrü Bey olmak üzere İkinci Gruba mensup milletvekillerinin dahil olduğu oldukça sert ve gerilimli müzakere ve tartışmalar yaşanır. Ali Şükrü Bey 5 Mart’ta (şehadetinden 22 gün önce) TBMM’de yaptığı bir konuşmada; “Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zafer Lozan’da heba edilmiştir” diyerek Lozan’ın ruhunu ortaya koymuştu. Üç hafta sonra Ali Şükrü Bey birdenbire ortadan kaybolur. Sürekli aranmasına rağmen bulunamayan Ali Şükrü Bey, tafsilatı bilinen bir cinayetle Giresun’lu Topal Osman tarafından boğdurularak şehid edilir.
 
Kendisinden hiçbir haber alınamaması üzerine Meclis’in 2. Grup milletvekillerinden Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, TBMM’de oldukça sert, heyecanlı, muhtevalı bir konuşma yapar ve “Bir meb'usun ağzı, kalemi, o milletin namusudur! Bu namusa tecavüz eden eller kırılsın!  (Kırılsın sesleri,  kahrolsun sesleri). Bu, milletin ismetidir; bir katre kan değildir. Tecavüz arkadaşımıza değil, bir milletin namusunadır. Böyle namussuzlar yaşayamaz! (Kahrolsun sesleri). Efendiler, Ali Şükrü Bey iki gündür kayıptır. Efendiler, memleketin sahibi, azametli bir tarih sahibi, namusuna hâkim bir milletin mebusu kayboluyor; hükümet bulmuyor! İki gündür kayıptır! Bulamıyor efendiler! Allahtan çok isterim ki, memleketin elîm zamanlarında bu, adi bir netice olarak zuhur etsin, evet adîyyen zuhur etsin. Efendiler, ya siyasî ise?” der.
 
Daha sonra yapılan aramalar sonucu Ali Şükrü Bey’in cesedi Çankaya sırtlarında toprağa gömülmüş olarak bulunur.
 
Dr. Rıza Nur, cesedin bulunuşunu “Hayat ve Hatıratım”da şöyle anlatır:
 
“Şimdi iş tamam olmak için Ali Şükrü'nün cenazesini arıyorlar ve bu taharriyatı [aramayı] Çankaya'da yapıyorlar. Bir faal jandarma zabiti, bir müfreze jandarma ile dolaşıyor. En sıcak mevsimdi. Zabit bakmış Çankaya'da bir sürülmüş tarlanın bir yerinde birçok sinek yığılmış bir yere konuyor, uçuşuyormuş. Dikkatini celbetmiş, oraya gitmiş, eline bir parmak dokunmuş. Epeyce açmış bir insan ayağı. Bütün açmışlar Ali Şükrü!.. Demek acele ile çukuru derin kazamamışlar ve vücudu derince itmiş, amma bir ayağı adeta dışarda kalırcasına sadece dört beş parmak kadar toprak ile örtülmüş imiş.”
 
Bu trajik olayın büyümesi, şüphelerin Mustafa Kemal üzerinde yoğunlaşması ve yankıları üzerine kurulan komisyon Ali Şükrü Bey’in Topal Osman tarafından öldürüldüğünü tespit eder ve Muhafız alayı Topal Osman’ı adamlarıyla birlikte yaralı olarak ele geçirir. Yolda can veren Topal Osman’ın başsız cesedi daha sonra mezarından çıkarılarak ayağından darağacına asılır.
 
Trabzon’da yayınlanan İstikbal Gazetesi, 11 Nisan 1933 tarihli nüshasının manşetinde Ali Şükrü Bey’in cenazesi için şu başlığı atmıştı: “Dün Trabzon büyük evlâdı fikir ve cihad kurbanı Şehid Ali Şükrü’nün mübarek nâşını tarihinin görmediği fevkalâde bir ihtişamla hürmetkâr omuzları üstünde medfun-u mübareğine tevdi etti.”
 
1990’lı yıllara kadar Boztepe’deki kabri mezbelelik haline getirilen ve unutturulan Ali Şükrü Bey, 90 yıl önce “tarihin görmediği fevkalâde bir ihtişamla” defnedilmesine rağmen kabri, bugün taşıdığı manâdan habersizliğin verdiği gafletle hâlâ ıssız…
 
Ali Şükrü Bey’in yakın akrabası Hasan Fehmi Atabay, Tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun 1976 yılında kendisiyle yaptığı bir söyleşide cenaze ile ilgili şunları söylüyor:  “Trabzon daha öyle bir kalabalık görmemiştir. Erzurum’dan Samsun’a kadar muazzam bir kitle Trabzon’a gelmişti. Şehir istiab etmiyordu. Belediye Meclisi Boztepe’ye Ali Şükrü Tepesi adını verdi. Şimdi unutuldu bunlar …”
 
Tarihin benzerine çok az şahit olduğu bu korkunç cinayetin sır perdesi, azmettirici ve planlayıcıların kimliğinden dolayı kaldırılmamıştır.
 
Ali Şükrü Bey cinayeti üzeri küllerle örtülü bir kor olarak -resmi olarak- hâlâ esrarını koruyor!
 
Aslında cinayetin “niçin”i ve “nasıl”ı üzerinde yazılan yazılar, yayınlanan kitaplar olayı “müphem” ve “meçhul”lükten çıkarmış durumda. Ancak, olayın resmî ellerle de ortaya çıkarılmasına dair bugüne kadar herhangi bir teşebbüs maalesef yok. Ali Şükrü Bey Cinayeti ile ilgili 1992 yılında bir milletvekili’nin (Hasan Mezarcı) “meclis araştırma önergesi” vermesinin ardından kendisine nelerin reva görüldüğünü biliyoruz. Önerge veren milletvekili gerekçelerini açıklarken; “Ali Şükrü Bey’in 2. Grup diye anılan meclis çoğunluğuna mensup muhalif grup milletvekillerinin sözcüsü olduğu ve Lozan tartışmaları sürerken öldürüldüğü”nü söylüyor ve “Yüzbaşı Dreyfüs olayına göre, her bakımdan çok daha ağır ve vahim olan Yüzbaşı ve Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey cinayeti ile ilgili iddia, bilgi ve belgelerin kamuoyumuzca bilinen kısmı dahi devleti zan ve şaibe altında bulunduracak mahiyettedir. 70 yıl sonra hala bugün, devleti zan ve şaibe altında bulundurmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu menfur cinayetle ilgili bilgi ve belgelerin hala sansürlü veya yasaklı olması ise anlaşılır bir durum değildir” diyordu.
 
Bugün, konjonktür gereği bizzat Başbakan tarafından “Dersim olayları” trajik bir biçimde ortaya konulur, “Devletin Dersim’le yüzleşmesi” söz konusu olur ve Dersim’le ilgili resmî devlet belgeleri de açıklanırken, Ali Şükrü Bey cinayeti karşısında niçin böyle bir “yüzleşme” gündeme gelmez?
 
Bugüne kadar hiçbir Trabzon milletvekili ne yazık ki bu konuda tek bir kelam sarf etmemiş, hiçbir girişimde bulunmamıştır. Tarihin karanlık sayfalarındaki olaylar, cinayetler, tertipler ortaya çıkmaya ve aydınlanmaya başlamışken, Ali Şükrü Bey Cinayeti’nin bütün ayrıntılarıyla ortaya konulacağı bir araştırma önergesini vermeye iktidar partisine mensup bir Trabzon Milletvekili cesaret edebilir mi acaba!
 
Veya, şehid edildiği gün (27 Mart) acaba bir milletvekili TBMM’de söz alıp Ali Şükrü Bey’den bahsedebilecek midir?
 
Hiç zannetmiyorum.
 
Öncelikle bu vebal “kurşundan bir yük” gibi Trabzon Milletvekillerinin üzerindedir.
 
***
 
Sinop Milletvekili Dr. Rıza Nur, Ali Şükrü Bey’in şahsiyetiyle ilgili şunları söylüyor: “Ali Şükrü orta boylu, güzel yüzlü, miyop olup gözlüklü, namuslu bir adam. Hayatı muntazam. Vaktinde yatıyor, vaktinde uyanıyor. Asla rakı içmiyor, rakının şiddetle aleyhinde. Hatta sigara ve kahve de içmiyor.  Bahriye zâbiti imiş ve İngiltere’de de bulunmuş; fakat pek fazla bir taassub halinde dindarlığı var. Çok da asabi bir adam…”
 
Şehid-i muazzez Ali Şükrü Bey iddia, feraset, cür’et ve cesaret sahibi büyük bir mücadele adamı, davasına adanmış bir şahsiyet olarak bugün Boztepe’de bulunan kabrinden şehrine mahzun bir şekilde bakıyor.
 
Mahzun çünkü,
 
·         Katledilişinin 90. yılında Trabzon hâlâ onun “niçin” şehid edildiğinin farkında değil!
·         O’nun uğruna hayatını verdiği davasından haberi yok.
·         Üzerinde taşıdığı ‘büyük şehid’inin varlık ve anlamı ona bir şey hatırlatmıyor!
·         Futbol takımı yenilince kimyası bozulan şehir, bu “büyük şehid”ine karşı maalesef ilgisiz…
·         Genleriyle oynanan şehir, üzerinde taşıdığı ‘değer’lerin ağırlığını hissedemiyor. 
 
39 yaşında enerji dolu, genç bir milletvekili olarak siyasî komplo sonucu cinayete kurban giden Ali Şükrü Bey’in adını anmak, onunla ilgili programlar düzenlemek, yayınlar yapmak bugün bile hâlâ risk taşıyor. Riskin de ötesinde şahsiyeti “korku” ve “endişe”leri beraberinde getiriyor.
 
Bu korkusuz Adamı “öldürten”ler adına örülen korku duvarı, hem memleketi Trabzon’da hem de TBMM’de halen aşılmaz bir set olarak duruyor. TBMM tutanaklarında adı “Trabzon mebusu şehid-i mağfur Ali Şükrü” olarak geçmesine rağmen, şehadeti ve “niçin şehid edildiği”ne dair üzerinde dolaşan müthiş sükût bulutu hâlâ dağılmış değil.
 
Trabzon “bir zamanlar” böylesine muhalif, “duruş sahibi” büyük şahsiyetlere de sahipti. Bugün ise Trabzon’u Meclis’te temsil eden milletvekilleri belki de Ali Şükrü Bey’in isminden bile habersizdirler.
 
Bazı mezarların “büyük davası” vardır. Ali Şükrü Bey’in mezarı da bu büyük davanın manasıyla yüklüdür. Bunu anlamak, o mezarın “neye delâlet ettiği”ni anlamaktır.
 
Trabzon ise, Ali Şükrü Bey’in şehadetinin 90. yılında ondan habersizliğin verdiği meş’um neşe ile “Trabzonspor’un hali ne olacak?” derdinde.
 
Trabzon; birçok gereksiz etkinliklerle, ‘dostlar alışverişte görsün’ türünden toplantılarla gününü gün ede dursun, aşağılık kompleksi kokan “olimpiyat şehri”, “futbol şehri”, “marka şehir” komedileriyle varoluş gösterileri yapadursun, BOZTEPE’DEKİ BÜYÜK KABİR’İ TANIYAMADIĞI, ANLAYAMADIĞI ve ONA SAHİP ÇIKAMADIĞI sürece sadece “bakterilere mahsus” hayatını devam ettirecektir.
 
Yakın arkadaşı Mehmed Akif’in şu sözü Ali Şükrü Bey’in şahsiyetini özetliyor: “Bir tane namuslu adam kaldı; Ali Şükrü!”
 
Üstad Necip Fazıl’ın 10 Kasım 1950 tarihli “Büyük Doğu”daki Ali Şükrü Bey’le ilgili yazısının bugünün ve geleceğin basiret sahiplerine seslenen bir paragrafıyla bitirelim:
 
“Allah’ın lütuflarına müstağrak şehit ruhları, sizden sizi, sizden kendi kendinizi, öz tarihinizi ve hakikati tanımanızı istiyor!!! Dünyanın en kalpazan ve sahtekâr mâna tuzaklarında mahkûm ve esir yaşamakta ne güne kadar devam edeceğiz???”
 
Allah’ın O’na ‘bahşettiği’ şehadetinin 90. yılında Ali Şükrü Bey’e rahmet diliyoruz. Bir gün davasının anlaşılması ve O’nunla yüzleşilmesini ümid ediyoruz.
 
O gün, bu gündür.  
 
 

 

Etiketler :
ali - sukru - bey - ve - tan - gazetesi - topal - osman - ali - sukru - bey - -
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 YORUM YAPMAK İSTERMİSİNİZ
21-03-2017 14:01
aaaaaaaaaaa
Cumhurbaşkanı RT. Erdoğan Tarafsız Olacak mı?
Oy Kullan Sonuçlar
Foto Galeri [ Tümü ]
Video Galeri [ Tümü ]
Kim Kimdir
ISTANBUL
 
Destek: Abdullah Gözaydın
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Site Haritası
 
Tüm hakları saklıdır 2012 ®