Ana Sayfa Künye Sitene Ekle
Kullanıcı Adı : Şifre : Şifremi Unuttum Yeni Üyelik
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri Tüm Yazarlar
Yine anne istavritler, HAVYARINI DÖKMEDEN, katledilecek.
Bilinçsiz, Kuralsız, Vicdansız avlanma nedeniyle başta uskumru olmak üzere pekçok balık türünü yok ettik, Halen ders alamadık yok etmeye devam ediyoruz
Bakın bu fotoğraf, 25 Ağustos'da çekildi, istavrit havyarını henüz dökmedi, çok yakında dökecek, ama 01 Eylülden sonra av sezonu açılıyor.
Geçen yılda, önceki yılda havyarını dökmeden avlanma başlamış, tezgahlar havyarlı istavritlerle dolmuş ve yeni nesil istavritler yok edilmişti. 
 
İlginc olan bir tespit var; İstavrit kendi neslini korumak için nerdeyse bebek boyutunda havyara girmeye basladi, ama bir türlü insanoglu duymuyor ve ISTAVRIT yok ediliyor.
 
Lütfen bu haberi paylasin, bir duyan olsun, Av sezonu 1 Eylul yerine15 Eylülde açılsın. 
DİREN İSTAVRİT! seni seviyoruz.
Balıkçılar için 15 Nisan'da başlayan genel av yasağı, gırgır yöntemiyle avlananlar için 1 Eylül'de, trol yöntemiyle avlananlar için 15 Eylül'de sona eriyor.
 
Gıda Tarım Ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Bakanlığın, su ürünleri avcılığıyla ilgili düzenlemeler yaparken bilimsel, çevresel, ekonomik ve sosyal hususları göz önünde bulundurduğu ifade edildi.
 
-"2014-2015 BALIKÇILIK SEZONUNUN BOL VE BEREKETLİ OLMASINI DİLİYORUZ"-
 
Su ürünleri avcılığında tür, boy, zaman, derinlik, mesafe ve av araçları bakımından bazı yasak ve sınırlamalar ile balıkçılara yükümlülükler getirildiği vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi:
 
"Balıkçılar, faaliyetlerini Ticari ve Amatör Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ hükümlerine göre yürütmelidirler. 
Su ürünleri kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir işletilmesi bakımından, avcılıkla ilgili getirilen kurallara uyum büyük önem taşımaktadır. 
Getirilen düzenlemelere uygun avlanmanın temini için Bakanlık olarak denetimlere, geçmişte olduğu gibi, tüm imkanlar seferber edilerek, yeni sezonda da artırılarak devam edecektir. 
Bunun için her türlü teknik ve altyapı önlemleri alınmıştır. 
Balıkçıların bu düzenlemelere uygun avcılık faaliyetinde bulunmaları, hem kendi menfaatleri hem de kaynaklarımızın sürdürülebilir işletimi bakımından önem taşımaktadır. Denizlerimizde yapılan gözlemler ve yürütülen araştırmalara göre, bu av sezonunun verimli geçmesi beklenmektedir. 
Balıkçılarımız tarafından büyük emek ve zahmetle üretilen ve insan beslenmesinde, özellikle çocukların gelişiminde, erişkin insanların sağlıklarının korunmasında ve sürdürülmesinde sayısız faydaları olan su ürünlerinin, sezonunda halkımızın bol bol tüketmesini tavsiye ediyoruz. 
2014-2015 balıkçılık sezonunun balıkçılarımız için bol ve Bereketli olmasını diliyoruz."
Etiketler :
ilginc - olan - bir - tespit - var - istavrit - kendi - neslini - korumak - icin - nerdeyse - bebek - boyutunda - havyara - girmeye - basladi - ama - bir - turlu - insanoglu - duymuyor - ve - istavrit - yok - ediliyor - -
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 1 YORUM YAPMAK İSTERMİSİNİZ
30-08-2014 21:04
Yorumlar
ABDULLAH GÖZAYDIN tarafıdan 30-08-2014 29:11:59 Tarihinde yazıldı
BALIK NESLİ NEDEN YOK OLUYOR
Türkiye’de “balığa” gönül vermiş insanlar, balıkların neslinin tükenme nedenlerini masaya yatırdı... Tuğrul Tunalıgil Eylül ayında, avlanma yasağının bitmesiyle balıkçılar “vira bismillah” diyerek ağlarını denize attılar... Ama kısmetlerine takılan balık, hayallerindekinden büyük ölçüde azdı... “Türkiye’de artık balık bitiyor” diyen balıkçıların kimi radarla 500 metre ötedeki balığı gören, bir kepçede iki bin lüfer avlayabilen “trolleri” suçlarken, kimi “küresel ısınma”dan dem vurarak işin içinden sıyrılmayı tercih etti... Herkes “üç maymun”u oynasa da, balıkların neslini tüketen esas sorumlu belliydi: İnsanoğlu... Kontrolsüz ve kaçak avcılık, kirlilik, küresel ısınma, aşırı gemi trafiği ise hafifletici neden... Türkiye’de “balığa” gönül vermiş insanlar, balıkların neslinin tükenme nedenlerini masaya yatırdı... Selahattin Duman Temel sebep insan faktörü.. Kurtuluş Savaşı mücahitlerinden Sarıyerli Balıkçı Hüseyin Efendi’nin günlüğünü kitap yaptılar.. Hüseyin Efendi savaşın da öncesine gidiyor ve yüz on beş sene öncesinin Boğaz’ını anlatırken bizim insanımızın “yamyam tabiatına” vurgu yapıyor: “Bizim balıkçıların bir yere girip de orayı tüketmeden çıktığı görülmemiştir..” Bu ifade asırlık.. Ben kırk elli sene öncesinin balıkçılarını seyrettim.. Ege kıyılarında “teliz” dedikleri kaba çuhadan kumaşla Çipura avladıklarını gördüm.. O koyları çöl haline biz getirdik.. Ben her yaz dört beş ay dalar, elimde zıpkın balık aranırım.. Bu seneki gibi yokluk görmedim.. Geçen yaz yüz-iki yüz balıktan oluşan levrek sürülerini seyrederdim.. Bu yaz, o da bir kere üç levreği bir arada gördüm.. Kıraça, Çamuka, Gümüş, Sardalya sürüleri yok oldu.. Kimsenin yemediği “Boklu Sarpa” sürüleri bile azaldı.. Küresel ısınma dedikleri belanın etkisi doğru.. Deniz suyu sıcaklığında iki üç derecelik oynamalar var.. Bir levrek yılda dört ile altı bin arası yumurta bırakıyor.. Sanıyorum sıcaklık farkından yumurtaların çoğu çatlıyor.. Beladan kendini kurtarıp denize salınanları da aç gözlülük yok ediyor.. Benim yazlığımın önü yarım ay şeklinde bir koy.. Çapı bir buçuk kilometrelik bir çekmerin ay şekli.. Av yasağı biter bitmez sekiz dev gemi geldi, trol çekti.. Zavallı balık bu gaddarlıkla nerede fırsat bulup üreyecek? Resmi ağızlar söylüyor.. İki yüzden fazla trol gemisi Boğaz’da cirit atıyor.. Sahil koruma gemisinin dibinde trol çekeni gördüm, yazdım.. Hatta “Ortak mı çalışıyorsunuz?” diye kaba bir imada bile bulundum.. Her konuda kelebek hassasiyeti gösteren cihet-i askeriyeden bırakın “Vay! Sen bize..” tepkisini “tık” çıkmadı.. Boğaz’ın iki yakasındaki “olta balıkçılığı” bile şarta bağlanmalı, herkes ulu orta olta atmamalı.. Gezerken görüyorum.. Kovasının içi serçe parmağı kadar yavru istavritlerle dolu.. Eh! “Yuh!” yani.. Mesut Bey zamanında o da bir kere, balık avı yasağı biraz uzun tutuldu.. Ondan sonraki yıl balık bolluğu yaşandı.. Döne döne aynı şeyleri söylerim.. İnsan faktörü.. Denizi kurutan da bizim insanımız, karada ağaç bırakmayan da.. Bireylerin en çevreci yaşayanı bile tek başına kımıl zararlısı gibi.. Türkiye’de balıkçılıktan beslenenler belli.. Devlet bunları bir yıl “kazandıkları ölçüde” maaşa bağlayıp kesin bir av yasağı uygulasın, sonra da sıkı kontrolle av yaptırsın.. Balık patlar.. Ben sadece akşam yiyeceğim balığı vururum.. O da porsiyon olarak doyurucuysa.. Zevk için hayvana kıymam.. Akşam dışarda yiyeceksem, elimde zıpkın sadece gezinirim.. Bu yaz ki benim yazım altı aydır, topu topu beş balık vurdum.. İki levrek, iki kefal bir de çipura.. Seneye onu da göreceğimden kuşkuluyum.. Ali Güney - İstanbul Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifler Birliği Başkanı: Marmara’da son yıllarda balıkçılar tarafından “Kaykay” olarak tabir edilen, salya ve jel olarak belirlenmiş, tek hücreli bir canlı ortaya çıktı. Adı Medüs. Bu canlı, canavar bir hücre. Suyun üzerinde beyaz bir kitle oluşturarak balığın yiyeceği yemlerle (plankton) besleniyor. Bu yüzden, Marmara’daki balık kendine yem bulamamayarak başka bölgelere göç etti. Aslında her şey 2004 senesindeki “Marmaray” tüp geçit çalışmaları sırasında başladı. İnşaat sırasında, denizin 50-55 metre derinliğinde bir kil tabakası ortaya çıktı. Bu kil tabakası, denizin dibinden çıkarıldıktan sonra Sivriada’nın arkasındaki Çınarcık Çukuru’na dökülünce Medüs adlı canlı türedi. Denize ilk zararı 2004’te İstanbul Boğazı’nda “beyaz köpük jel” olarak gözlemlendi. 2008’e kadar yavaş yavaş Marmara’nın geneline yayıldı. İlk kazı anında Sarayburnu’na kadar gelen balıkların geri döndüğünü tespit ettik. Global ısınmayla, deniz suyunun 3-4 derece aşırı ısınması da balık azalmasında etkili oldu. Hâlâ Marmara’da 19 derece su sıcaklığı var. Karadeniz’de Hopa civarında 19-20 derece, Boğaz ağzında ise 15 derece. Karadeniz’den Marmara’ya girmesi gereken balıklar, sıcaktan girmiyor. Artık neredeyse, tersine göçler başladı. Çanakkale ve İstanbul Boğazları arasında yasak olduğu halde, her gün 200 trol kaçak çalışıyor. Bu da Marmara’daki deniz ekolojisini bozuyor. Haliç’e bile girip kaçak avcılık yapanlar var. Ferda İşeri- Set Balık Sahibi: Balıkların azalmasının birinci nedeni, yanlış avlanma. Balıkların yumurtlama dönemlerinde yoğun bir şekilde avlanması nesillerini bitiriyor. Ayrıca, gelişen teknolojiyle birlikte balıkların radarlarla tespiti de çok kolay hale geldi. Yanlış avlanma sonucu birçok balık türü azaldı. Çok büyük troller var. Aldıkları balığın haddi hesabı yok. Balığı bulurlarsa, bir seferde 2 bin tane lüfer tutabilirler. Bu kadar aldıkları zaman da balık bitiyor. Son iki senedir Lüfer ve Palamut, son 4-5 seneden beri de kalkan balığı ve uskumru balığı çok azaldı. Şu anda mevsimi olmasına rağmen, bu balıklar çok nadir görülüyor. Troller, denizin dibini kazıyarak balık çektikçe, balık yuvalarına da zarar veriyor. Tabii ki, küresel ısınmanın etkisini de unutmamak gerekir. “Çingene Palamut”u, Palamut’un en ufağıdır. Kendine has bir tadı vardır. Eskiden Temmuz’un sonuna doğru başlar, Eylül’e girmeden de büyük hale gelmeye başlardı. Bu sene, ne Çingene Palamutu’nu, ne de palamutun kendisini görebildik. Eskiden palamut o kadar bol bulunan bir balıktı ki, çift olarak satılırdı. Lüfer balığı da azaldı. Bundan 10 sene önce çıkan balığın haddi hesabı yoktu. Palamutun bir boy büyüğü olan toriklerin de şimdilerde kendini göstermesi lazımdı. Ama yeterince palamut olmayınca, torik balığı da, kofana balığı da yok ortada... Halbuki, bundan 3-4 sene önce 4-5 kiloluk kofanalar sattığımız oluyordu. Şu anda lüfer, 20 ile 30 milyon arasında değişiyor. Keza palamutun çifti de 20 milyona kadar çıkabiliyor. Bu ciddi bir rakam. Ben kendim 20’ye alırsam, halka kaça satacağım? Palamutun tanesi 10, lüferin tanesi ise 20-30 milyona geliyor. En fazla satılan balık ise ekonomik olduğu için hamsi... Ahmet Menekşe- İstanbul Balık Müstahsilleri Derneği Başkanı: Küresel ısınma neticesinde bazı türlerde fazlalaşma, bazı türlerde ise azalma var. Mesela, değerli türlerden çoğu, kırlangıç balığı, dülger balığı, kemer balığı, hani balığı yok oldu. Çünkü bunlar, dipte yaşayan hassas balıklar olduğundan kirlilikten doğrudan etkilendiler. “Gelincik” tipi bir balık olan “Hani balığı” eskiden çok boldu. Çok lezzetli ve beyaz etli olduğu için İstanbul’un eski Rumları bu balığı çok severdi. Marmara’da Kırlangıç balığı ve Dülger balığı (peygamber balığı) eskiden çok boldu. Şimdi kayboldu bu balıklar... Şu anda “kaykay” dediğimiz salya yüzünden Marmara’da avcılılık bile doğru dürüst yapılamıyor. Fakat Karadeniz’de aynı durum söz konusu değil. Karadeniz’in batısında istavrit, çinekop ve barbun bol. Doğuda ise, aşırı bir hamsi bolluğu var. O yüzden, balık kaçıp Gürcistan sularına gitmesin diye aşırı avlanmanın önüne geçmek istiyoruz. Uskumru, kolyoz, orkinoz, kırlangıç balıkları, oksijen isteyen ve 300 kilo çeken balıklar. Bizim denizleri terk ettiler ama yine de temiz olan Saros Körfez’inde şu anda orkinoz kaynıyor. Mustafa Taviloğlu-Mudo’nun Sahibi ve Amatör Balıkçı: “Ben balık azalıyor” yorumuna katılmıyorum. Teknoloji hızla gelişip balıkçı tekneleri çoğaldıkça yanlış avlanmalar da olabiliyor. Bence, son 15 yıldır denizler eskiye nazaran daha temiz. Bu arada, birkaç balık cinsini de maalesef kaybettik. Bunların başında da “uskumru” geliyor. Artık tutamadığım tek balık uskumru. Onun dışında diğer bütün balıklar var. Eskiden yasaklar yoktu, şimdi yasakların çok yararı oldu. Bir de Marmara’da son 2 yıldır çıkan “Kaykay” adlı bir yaratık var. Bence Karadeniz’in suyu eskiye nazaran daha temiz. Karadeniz, her şeye rağmen, üç denizimiz içerisinde balığı en bol denizimiz. Karadeniz, derinliği sayesinde balığın üremesini sağlıyor. “Trolcülük” de bir av biçimidir. Dünyanın her yerinde troller var. Mühim olan, onların da kendilerine tahsis edilen yerde avlanması ve bunun çok iyi kontrol edilmesidir.
aaaaaaaaaaa
Oy Kullan Sonuçlar
Foto Galeri [ Tümü ]
Video Galeri [ Tümü ]
Kim Kimdir
ISTANBUL
 
Destek: Abdullah Gözaydın
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Site Haritası
 
Tüm hakları saklıdır 2012 ®